Anlamsız Bir Soru: Peker’in Nihai Hedefi Erdoğan mı?

Sedat Peker’in açıklamalarındaki nihai hedef Erdoğan mı? Bu sorunun neden anlamsız olduğunu izah etmeye çalışacağım.

Sedat Peker’in söylediklerini sadece Süleyman Soylu ve Mehmet Ağar gibi bazı isimlerden intikam almak, başka bazı isimlerle de hesaplaşmaktan ve Erdoğan’ı tahtından indirmekten ibaret zannedersek kurgulanan siyaset mühendisliğinin farkına varmamış oluruz.

Zira uzun zaman önce startı verilen, “Türkiye’nin dönüştürülmesi” projesi için çizilen rotada yola Erdoğan ile devam edilmesine karar verildiği anlaşılıyor. Birilerinin Erdoğan’ı çok sevmesinden dolayı değil, halen ondan daha kullanışlı bir lider bulunmadığı için.

Türkiye’nin dönüştürülmesi meselesi ayrı bir yazının konusu. Ülkenin geleceğini şekillendirmek isteyenlerin iyileştirme ve dönüştürme uğruna yapısal değişiklikleri yürürlüğe koymak için fırsat kolladıklarını, bu fırsatı tıpkı şimdi olduğu gibi kendilerinin oluşturmayı da tercih edebileceklerini konuşacağız. Ama başka bir yazıda.

Peker’in yedinci videosuna kadarki açıklamaları bende, Türkiye’nin önümüzdeki birkaç yıl içinde alacağı yönetim şeklinin ve aktörlerinin belirlenmesine hizmet etmek üzere kurgulandığı izlenimini uyandırdı. Elbette sadece bu konuşmalarla gerçekleşmeyecektir planlanan değişiklikler. Fakat bunun, yani planlanan değişikliğin yapı taşlarından bir kısmının daha yerli yerine konacağını söyleyebiliriz.

Seçmen tabanında yayılmaya başlayan Süleyman Soylu sempatisinin durdurulması, daha da ötesi yok edilmesinin istendiği aşikâr. Peker’in iddiaları sadece Soylu’yu hedef almıyor. Yedinci videoda son Başbakan Binali Yıldırım’ı da oğluyla ilgili uyuşturucu kaçakçılığı iddiaları üzerinden hedef tahtasına oturttu.

Bu gelişmeleri Erdoğan’ın etrafında yapılan bir mıntıka temizliği olarak görmek gerek. Bu temizliği kim istiyor? Bunu Erdoğan’ın ya da ona ayar vermek isteyen başka güç odaklarının istiyor olmasının bugün için pek bir önemi yok. Öncelikle bu temizliğin gerekli olduğuna dair kamuoyunun algısı şekillendiriliyor. Ki, işler tıkır tıkır yürüsün. Peker’in açıklamaları bu algı sürecine hizmet ediyor.

Bu noktada, gelişmeleri sadece Peker’in anlatımları üzerinden okumak, hatalı yorumlara neden olabilir. Erdoğan’ın etrafında ona ayak bağı olan ya da olması muhtemel olan kişilerin ve Erdoğan’la aynı seçmen kitlesine seslenen AKP içinden çıkan rakip partilerin liderleri hakkında da bazı sansasyonel iddiaları ve itibarsızlaştırma senaryolarını bundan sonra daha sık duyacağız. Mesela Ahmet Hakan’ın Ali Babacan hakkında yazdıklarını bu kapsamda okuyabilirsiniz. Ahmet Hakan, Ali Babacan hakkında şöyle söylüyor:

AK Parti’de milletvekiliyken Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adayı olması için çabalamış. CHP ve tüm muhalefetle kulisler yapmış. Tam göbeğindeymiş bu işin. Ama perde arkasında kalmayı tercih etmiş. Kendi ağzıyla söyledi bunları… Lafının nereye gideceğini hesap etmeden. Tabii ki çokça eleştirildi. Şimdi durumu düzeltmek için “laga luga” sayılacak açıklamalar yapıyor. Halbuki yapması gereken tek şey şuydu: “Siyasi ahlak açısından bu yaptığımın affedilir tarafı yok” diyerek alıp başını gitmek ve bir kıyı kasabasına yerleşmek. Ama nerede onda bu yürek!”

Çok yakın bir zamanda Ahmet Davutoğlu ve AKP’nin diğer güçlü siyaset figürleri hakkında duyacaklarımız beni şaşırtmayacak. Suriye’ye gönderilen silahlar konusu heybede bekliyor. Davutoğlu’nu bu silahlar üzerinden vurmak hiç de zor olmayacaktır.

Mıntıka temizliğini Erdoğan bizzat kendisi de yapabilirdi. Fakat o zaman, en yakınındaki adamlarını da harcadığına dair bir izlenim oluşması ve bu izlenimin sandıkta olumsuz bir yansımasının ortaya çıkma riski söz konusu olabilirdi.

Muhtemelen Süleyman Soylu’dan başka Erdoğan’a olan desteği bölen ne kadar figür varsa onlar hakkında bundan sonra ilginç şeyler duyacağız. Ve bu duyacaklarımızın tamamı Erdoğan’ın sandık potansiyelini yükseltmeye dönük olacak. Bu hesap başarılı olur ya da olamaz. Onu bilemem. Fakat yapılan planın böyle olduğunun başka işaretleri de var.

Mesela:

Sedat Peker video yayınlarında zaman zaman FETÖ meselesine de temas etme gereği duyuyor. Neden? Ergenekon operasyonlarıları esnasında hapis yatması, annesinin cenazesine gönderilmemesi ve yaşadığı mağduriyetlerin müsebbibi olarak FETÖ’yü gördüğü için mi? Görünüşte öyle. Peki gerçek neden bu mu?

15 Temmuz süreciyle birlikte önce siyaseten sonra da hukuken terör örgütü olarak ilan edilen Cemaat yapılanması, AKP iktidarının dilindeki karşılığıyla FETÖ, Türkiye’de istenen ve beklenen ölçüde etkisiz hale getirilemedi. Hatta Türkiye dışındaki ülkelerden AKP iktidarının hem 15 Temmuz hem de FETÖ hakkındaki iddiaları beklenen karşılığı bulamadı. Aksine sosyal medyada yürütülen birçok kampanyadan ve yayınlanan bazı haberlerden, mensuplarının birçok ülkede ilgi gören etkinlikler düzenledikleri anlaşılıyor.

Türkiye’de 15 Temmuz sürecine kadar, kimilerine göre AKP iktidarıyla birlikte, kimilerine göre ise iktidarın alternatifi olarak önemli bir güç odağı olan bu yapının, geleceğin Türkiye’sinde etkin bir konumda bulunması istenmiyor. Ne mevcut siyasal aktörler ne de Türkiye dışındaki güç odaklarının bir kısmı bunu istemiyor. Bu ifadeden, bunu isteyen birilerinin var olduğunu iddia ettiğim anlaşılmasın. İstemeyenler ve bu işi umursamayanlar var desek belki daha doğru olacak.

Erdoğan ve destekçileri dışındaki bütün siyasi aktörler, ayyuka çıkan işkence, kötü muamele, haksızca ve hunharca uygulanan hukuki ve idari yaptırımlardan dolayı ülkede bir diktatörlük rejimi uygulandığında hemfikirler. Bu kesimler, ülke yönetiminde söz sahibi oldukları taktirde normalleşmenin yolunu açmak adına iyileştirmeler yapacakları ve bu iyileştirmelerin FETÖ’yü de kapsayacağı, böylece  yeniden güçleneceklerine dair kimi zihinlerde bir kaygı var. İşte bu kaygılar Peker’in ağzından ve onun üslubunca dile getiriliyor.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bu ve benzeri türden kaygılardan ötürü, Erdoğan’ın karşısında olan ya da karşı olma potansiyeline sahip bulunan bütün figürlerin pasifize edilmesi ve ülkede gerçekleştirilmek istenen bütün yapısal dönüşümlerin önünün kapanmaması için Erdoğan’la yola devam edilmesi tercih ediliyor.

Erdoğan, AKP iktidarına yeşil ışık yakan devletleri de destek alma noktasında zora sokmadan yoluna devam etmenin pragmatik bir yolunu çoktan buldu. Bizzat kendisinin oluşturduğu “kara paraya hükmetme” çarkını işletmeye devam ederek müttefiklerinin işlerini en azından ekonomik açıdan rahatlatabiliyor. Bu işi becerebilecek başka bir lider ise şimdilik ortalıkta görünmüyor. Ve böyle bir lider yetiştirmek de hayli zaman alacaktır. Peker’in anlatımlarıyla hem Erdoğan’ın hem ona destek veren güç odaklarının manevra alanı genişledikçe genişliyor. Yukarıda söylediğimi tekrar etmeliyim. Bu hesap başarılı olur ya da olamaz, onu bilemem. Fakat gelişmelerin benim zihnime düşen izdüşümü şimdilik bu şekilde.

Siz hala, Sedat Peker’in açıklamalarındaki nihai hedefin Erdoğan olduğunu düşünüyor musunuz?

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.