Hayat Ayrıntılar Yumağı

(Grafik: Giray Turna)

Birazdan gün doğacaktır. Ne acı ki, kapkaranlık bir uykunun ağırlığıyla ezilmiş, göz kapaklarımızın birkaç milim dışındaki aydınlıktan habersizce, tazelenen hayatı fark edemeden – hani, çok yorgun olduğumuzdan (!)- uyumaktayızdır. Güneşin doğuşu -ki, hayalimde dağla denizin sarmaş dolaş olduğu hattın ardındadır- sabah mahmurluğunu yaşayan doğanın sessizliğine inat coşkulu ve heyecan vericidir. Ve bir o kadar da taptaze hisleri galeyana getirir. Siz isterseniz dağla denizin buluşmasını bir yâr siluetiyle, bir çocuk gülüşüyle, al-yeşil çehreli bir yediveren resmiyle ya da tepeden tırnağa çiçeğe durmuş bir erguvan endamıyla bütünleyip, peşi sıra da güneşin yükselişini kondurun bu manzaraya.

Gündüz vaktinde, gözlerin çevrede olup biteni bütün ayrıntısıyla seyredişi, geceleyin yerini duyguların kıvrımlarında beliren iç kıpırdanışlarına bırakır. Gündüz gözlerin ufku, gece hayalin saltanatı genişler. Böylece hayatın insana dair damarlarındaki ayrıntılar, güzellikler bir bir ortaya çıkar. Bu belirişlerin sayısı arttıkça hayatın anlamı bir bütün halinde zihnimizde ifade bulur. Ve her ifade, içimizde filizlenen ümit tomurcuklarına dönüşür.

Hepimiz için bir ümit vesilesi bulunur şüphesiz. Kimisi onu bir dost sesinde yakalar, kimisi anne şefkatinin sınır tanımaz sıcaklığında. Kimisi de bir çocuk gülümseyişinde duyar kokusunu, her türlü zevkten ve düşünceden vazgeçerek.

Hayatın bütün ayrıntılarında, o umursamadığımız küçük şeylerinde, öylesine büyük, büyüleyici, öylesine müthiş güzellikler, hazlar görülüp tadılır ki, her birini bir manzarayla bütünler, her seferinde bir tebessüm çakarız. Ve her an diri bir umut, taze bir mutluluk can evimizde yeşerip, göz bebeklerimizde ışıldar.

Aslına bakarsanız hayat, oldukça tekdüzedir ve biz yaşamaktan bir zevk alıyor, ondan bir anlam çıkarabiliyorsak bunu farkına varabildiğimiz ve çoğaltabildiğimiz ayrıntıların sırrına borçluyuzdur. “Düşünmek için durmak lazımdır” sözü gereğince, ayrıntıyı yakalayıp ardındaki sırrı keşfedebilmek için, durup tatlı tatlı düşünmek gerekecektir. Zaten düşünce başlı başına “alışılmışın dışında” bir eylemdir. Düşündükçe sırlar çözülür. Çözülen sır küçük şeylerin büyüklüğünü teferruatıyla gün yüzüne çıkarır. Bakışımızın derinliğine göre bu teferruatları da hallaç pamuğuna çevirip ince ince ayıklayıp sayısız hemcinsler elde ederiz.

Evet, ayrıntıların yeşerttiği dipdiri bir bütündür hayat. İsterseniz bu bütünlüğe biraz da fantezi katalım ve küçük şeylerin tadını yudumlayalım.

Güneşi avuçlarınıza aldığınızı düşünün. Çocukluk günlerinden hafızalarınızda yer etmiş, ne ki ismini hatırlayamadığınız bir oyunu olgunluk yaşının demlediği lezzetle yeniden keşfetmenin heyecanını yaşıyorsunuz. İşte bir küçük hayal, bir ayrıntı. Güneş rengindeki çehresiyle o “gül endam” farkediş, bir gününüzü daha baştan aşağı kuşatmıştır. Böylece ayrıntıların rengârenk çehresi ile oyuna dalıp efillenirken, çaresizlik veren ve bunaltan fikirlerin karmaşasından kurtarırsınız benliğinizi.

Her zaman, caddenin kalabalığından ve gürültüsünden dert yanmayalım. Biraz da dev cüsseli insanların arasından geçme çabasındaki minnak çocuğun yüz ifadesine dikkat edelim. Otobüs yolculuğunu kendi kendimize somurtarak tüketmeyelim. Ayaktaki ihtiyarın yüzünden yaşanmış yıllarını okuyalım. Gözleri çakmak çakmak delikanlının zihninden geçenleri tahmine yeltenelim. Koltukta oturan teyzenin kucağındaki el çantasına yansıyan yorgunluğunu hissedelim bakışlarından…

Dünya insanlardan ibaret değil elbette. Karşı kaldırıma koşan kedinin tedirginliğinden ne haber? Cadde boyunca ne çok yeşermiş ve yemişlenmiş ağaç varmış da farkında değilmişiz. Sahi neydi o çiçeğe ve meyveye durmuş ağaçların isimleri? Onca araç gürültüsünün içinde dallardaki kuş şakımalarını da duyabilirmişiz meğer. Hangi kuşlardı onlar ?..

Her işin bir raconu var. Yürüyüş yapacaksak sırf ayaklarımız yorulmasın, gözümüzün de hakkını verelim. Kulaklarımızı tembelliğe alıştırmayalım. Burun deliklerimizden sadece hava girmesin, ayrıntıların kokusunu duyma gayretinde olalım. Çekmeceyi değil, içindekileri görünce şenlenir gözlerimiz. Göz görmeden sevmez gönül. Gözlerden geçer gönle giden yol. Ve yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz bir şeyler olsun: “Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi”

“Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı”

(Ataol Behramoğlu)

Hayat ayrıntılar üzerine kuruludur. Küçük, ince noktalar dikkate alınmazsa bilimsel çalışmalar kısırlaşmaz mı? Hangi sanatçı, hangi şair ayrıntıların bereketlendiren dokunuşlarından vazgeçebilir? Mükemmellikler küçük, küçücük noktalarda gizlidir. Bir sır gibi. Hayat, ayrıntılar yumağından çözülen ipliklerle örüldüğünde kendine has anlamını kazanacaktır. Zira “ben yaşıyorum” diyebilmenin rahatlığı bu ufak tefek şeylerde saklıdır. Ayrıntı, bir küçük dokunuşla farkı kavramak, farklı olmak ve farkına varmak boyutuna ulaşır böylece.

Sahi, yaşamak biraz da farklı olmak ve dahi farkında olmak değil midir?

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.