Sümbül

I
Ben Sümbül
Ömrüm nöbettir yüzyıllardır
Bu şehrin çehresinde
Bir birikim
Varsa okunmuş olan
Yazıtlardan
Ve taşlardan kalan
Ve artan bir dönence
Gökkuşağından
Tam vadinin
Yani Zap’ın derininden
Serin yamaçların gözelerinden
Uzanıp bana doğru
Gözlerimi ve de gözelerimi
Kamaştırır

II
Ben Sümbül
Şehrin tarihini ağlayan bülbül
Olsam da
Kıt dinleyenim
Göğsümde çıbanlar
Uç verdi yıllar
Yıllar boyu
Ne cerahatlar
Aktı vadilerimden
Soğuk ve de soluk
Kokular
İflahını söktü
Oluk oluk
Korkular
Gelenin ve geçenin
Ve gecenin ve geleceğin
Ve de benim
Şehrin talihini inleyen gönül

III
Ben Sümbül
Meltem estirir adım
Baharlardan bahçelerden yarlardan
Adım adım
Yaklaşanlar
Temaşaya duranlar
Boğuk bir ayazın sırtına sıvayıp
Kayalardan kayalara taş sektirir
Rüzgâr kesiği yaralarını esritir
Olmakla olmamak arasında
Bahar konuşurum
İçim kara
Kış
Fırtınalar feryadım

IV
Ben Sümbül
Bu şehrin nöbetinde
Dört mevsimi kış gömdüm hep
Beyazı örtünmüş
Saf
Hırçın
Kırçıl yamaçlarda güneş avuntuları
Damlardan sarkan buzlar
Buzlar değil bunlar
Buzullar
Kimi mevsimin
Kimi yüreklerin
Karından
Kâh aşiret soğutmuş
Kâh hükûmet
Kâh eşkıya donatmış
Kâh beyaz rahmet
Bundandır soğukluğum
Bakarken solukluğum
Okunurken tarihim
Akarken nehirlerim
Dört unsurdur iklimim
Gelenlerim
Geçenlerim
Ürperen yaz gecelerim
Ürküten ayaz gecelerim

V
Ben Sümbül
Tersinden öperim lâlelerimi
Şehrin müebbetinde
Ormanlarım
Işkın tarlalarıdır
Işkınlarım aşkın tarlalarıdır
Mayısı var edene hamdolsun
Bayramlar büyütür yamaçlarım
Her kuşaktan
Her yaştan
Işkın yamaçlarında
Aşkın yamaçlarında
Acı hükümlerin diyarında
Merhamet elmas eriyiği
Ve maden parıltısı kalbim
Narin
Eller esritirler
Taş kesilen göğüsler
Buz tutan kayalar arasından

VI
Ben Sümbül
Şehrin tarassutunda
Gördüm ve öldüm
Binlerce kere
Yokluğu ve yolculuğu
Önüm sıra aktı gitti kavimler
Artlarında kaleler
Ölüm meleğine temenna durdum
Âh kırgın yurdum
Ne çok cevapsız sorular sordum
Doruklarımda haleler
Ne çok sustu gidenler
Yoruldum
Yordu beni mesafeler

VII
Ben Sümbül
Yıkıldım şehrin üstüne
Acılarla
Kahırlarla
Esip geçti başımdan
Yüzyıllar
Görmedi yıkıntımı
Göremedi kavimler
Beyler
Bir ben gördüm
Gördüm ve öldüm
Yoklukların
Ve yolculukların ardı sıra
Mahşer tarlasının hasadına
Uzattım ellerimi
Sonsuz kere açsın diye
Sulh çiçeklerim

Düşüm derman saldı bileklerime
Doğruldum yerden
Eğildiğim
Yıkıldığım
Şehrin üstünden

VIII
Ben Sümbül
Acıyı bal eyledim
Bilinsin
Kin tutmadım
Konana göçene
Ölene
Öldürene bile

Bir bu kadar daha boy versen
Ey Yaradan
Kaldırırım yine kollarımı
Doruklarımdan:
Ben bir dağ
Sen Hüdâ
Her yanım taş kesildi
Bunca derdi görmekten
Bunca nesli gömmekten
Bunca zulmü bunca kahrı
Yermekten
Karardı içim dışım
Varlığından soylu bir ışık
Sun bu şehre
Aydınlansın kavimler kadimler
Ve kabirler
Rızana yol bulsun
Aşiretler
Töreler

Nerde yitmişse huzur
Nerde kalmışsa onur
Yine ordan yayılsın
Katından doğan o nur

Ben Sümbül
Yine
yine
yine…
Boyun eğdim merhametine!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.