Cihat Yaycı Meselesinin Düşündürdükleri

Tümamiral Cihat Yaycı’yı şahsen tanımam. Fakat emekli bir asker olarak, baştan ayağa siyaset kokan atama ve istifa süreci hakkında medyada bunca gürültü çıkarıldıktan sonra, ben de birkaç söz söyleme hakkına sahip olduğumu düşünüyorum.

Bir kere, en üst düzey komuta kademesi dışında bir TSK personelinin ismi medyada sıkça yer almaya başladığında bu duruma ihtiyatla yaklaşmak gerekir. TSK’nın alt birimlerinde icra edilen bir çalışmanın kamuoyuna duyurulması gerektiğinde, emeği geçenlerin ismi ile değil, TSK’nın kurumsal kimliği ile duyurulur. Aksi durum söz konusu ise bunun altında bir bit yeniği aramak gerekir.

Tümamiral Cihat Yaycı isminin fetömetre olarak isimlendirilen uygulamanın mimarı diye kamuoyuna lanse edilmesini de bu kapsamda değerlendirebiliriz. Bu uygulamanın hak, hukuk ve adalet kavramlarıyla ne derecede bağdaştığını bugünün puslu havasını solurken tartışmak anlamlı değil. Zira her fikir beyan eden, bir fraksiyonun üyesi, temsilcisi veya savunucusuymuş gibi yaftalanıyor. Ağzı laf yapan, köşe başlarını tutmuş muktedirler bu kamplaştırma ve fişleme işinde pek hevesliler. Bunlarla söz düellosuna girmeyi de şu aşamada yersiz buluyorum.

Fetömetre uygulamasının tanıtımına dair medyaya yansıyan haberlerden anlaşılan şu ki, uygulamanın bilimsel bir dayanağı yok. Etik değerden yoksun bir istihbarat uygulamasına benziyor. Şöyle ki; İstihbarat temin etme sürecinde işletilen istihbarat çarkının ilk basamağı “istihbarat ihtiyaçlarının tespiti ve yönlendirilmesi”dir. Fetömetre uygulamasında istihbarat çarkının bu aşamasının dejenere edildiği görülüyor.

Sosyal bilim araştırması yapanlar da çok iyi bilirler ki, “bilimsel çalışma / araştırma yöntemleri” arasında, toplanan verileri daha başlangıçta yorumlayarak sonuca ulaşmak yoktur. Toplanan verilerin bir işleme tabi tutulması gerekir. Her verinin toplanma yöntemi sorgulanabilmeli ve doğruluğu başka kaynaklarca da test edilebilmelidir. Ardından, bu verilerin ne anlama geldiğine dair ölçümlemeye uygun bir yöntem geliştirerek her verinin ve ulaşılan her sonucun doğruluğu test edilebilmelidir.

Görüldüğü kadarıyla, fetömetre uygulamasının bilimsel bir yöntemle oluşturulduğuna dair kamuoyunda bir algı oluşturmaya dönük olarak yayınlanan haberlerde, birkaç bilimsel kavram ve akademik unvan kullanılması kamuoyunu ikna etme adına yeterli görülmüştür.

İnsanlar zor anlaşılanı kavramak için çaba sarf etmeyi tercih etmiyor. Kolay anlaşılır bir şekilde izah edildiğinde ve ideolojik yakınlık da varsa her sunulanı kabul etmeye yatkınlık söz konusu. Algılara hitap etmek, akıllara hitap etmekten daha işlevsel. Buna paralel olarak da algısal kabullenme, aklını kullanarak kabullenmekten daha kolay. Ve çağımız da kolaycılık çağı. Hiç kimse zora gelemiyor. Zor olanı seçmiyor.

Sonuç olarak, özetle şu söylenebilir ki, fetömetre uygulaması bilimsel ya da hukuki değildir. Basit fakat üzerinde yoğun çalışılmış bir kategorize etme yani fişleme faaliyetidir. Bu uygulama ile TSK içerisinde belli ölçüde tasfiye gerçekleştirilmiş ve söz konusu uygulama istenen amaca hizmet etmiştir. Sadece bu uygulamanın göstergeleri ile bir kısım personelin işine son verilmiştir. Fakat neticede üniforması elinden alınan TSK mensuplarına haksızlık yapılmıştır.

Fetömetre uygulamasını bilimsellik ve hukuk etiketiyle ambalajlayıp uygulayanlar, siyasal hukuk düzeyinden, evrensel hukuk seviyesine yükseldiğimizde mutlaka yargılanırlar. Sorumluluğu olan kişiler başta Tümamiral Cihat Yaycı olmak üzere sadece kamuoyuna ismi yansıyanlar olmaz. Kurumsal kimliği içerisinde bu uygulamaya cevaz veren TSK’nın sıralı komuta kademesi de yargılanır.

Siyasal konjonktürün rüzgârına kapılmak ya da siyasal konjonktürün karşısında konumlanıp faaliyet göstermek, bir TSK mensubunun yapacağı en büyük hatadır. Her iki durum da aynı ölçüde sakıncalıdır.

Muhtemelen, ben bu satırları yazdım diye birileri beni de yaftalayacak ve bir kategori kazanının içinde kaynatıp eritecektir. Ziyanı yok. Ben basit hukuk hilelerinin bedelini ağır bir şekilde çoktan ödedim. Bugünün hukukuna hükmedenler, yarının hukuk sistemi içinde mutlaka hesap vereceklerdir. Bu duygu benim vicdanımı az da olsa rahatlatıyor.

 “Ne oldum” böbürlenmesiyle yatıp kalkan hukuk hilebazları umarım birazcık da “Ne olacağım” kaygısını vicdanlarında duyarak gelecek endişesi duyarlar. Zira adalet önünde hesap verme zamanı geldiğinde, dürüst ve onurlu bir duruş sergilemenin yolu ahlak, namus, vicdan ve hakkaniyet kriterlerini kimliğinin bir parçasına dönüştürmekten geçer.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.