Yağmurun Dilinden

Ben yağmurum. Halimin ve geleceğimin nişanı geçmişimdedir. İlk damlamı oralarda ara. Sen ve ataların ve dahi ilk atan Âdem, henüz ayak basmıştı yeryüzüne. Ben “Ol” emriyle bulutların sırtında göklerde geziyordum. “Yağ” buyruğuyla arzı ıslatıyordum. Hem öyle hızlı yağıyordum ki, “sular seller gibi” deyişi o zamandan kalmadır.

Önce dağlara döküldüm. Sonra vadilerden süzüldüm, günler günler boyunca. Sığmadım vadilere. Köpüre-çağlaya koşturdum geniş yarlardan; çağlayan oldum, ırmak oldum. Nehir oldum, dere oldum, çay oldum. Adımın ağırlığını taşıyamadı onlar da. Aldılar götürdüler beni, derin çukurlara boşalttılar. Göl dediler, deniz dediler, okyanus dediler biriken varlığıma. Oysa ben yağmurum. Yağarım göklerden. Yerlere dökülürüm.

Nuh Nebi’nin devrinde, Tufan’a “Ol” denince, bana da “Yağ” dendi. “Ol” diyenlerin en heybetlisinin, en haşyetlisinin emriyle yağdım. Günlerce, aylarca…

Bir ağ serdim adeta yeryüzüne, sudan bir ağ. İlk atan Âdem Nebiye de ikinci atan Nuh Nebiye de sulak bir yurt taşıdım. Sen o yurdun varisisin. Bugünü yaşarken o günleri de hatırla. Her yağdığımda.

Gökler benim yurdumdur. Bulutlar, sana görünen evim. Dağları çok severim. Yurduma yakın dururlar ve hep beni çağırırlar. Üşenmem gelirim. Yağarım, yağarım… Konuşurum dağlarla. Sen gök gürlemesi dersin benim nidalarıma. Yükseklerde serttir avazım. Sana ulaşan ise cismimle birlikte musikimdir de. Mırıl mırıl, şırıl şırıl, ipil ipil ve çisil çisil.

Bir efendim vardır benim. Yaratan’ın emrini o bildirir bana. Adı Mikâil. Ve onun meleklerden bir ordusu vardır göklerde. Sana ulaşan her damlamı, o ordunun bir neferi taşır avucunda. Kimi zaman bardaktan boşanırcasına, kimi zaman sağanak sağanak. Yahut çisil çisil. Şekilden şekle girerim avuçlarında.

Göğü tozdan yeri kirden temizlerim. Yüzün gözün ter olmuş. Kimi zaman toz olmuş. Ben silerim.

Birçok adım vardır benim. En sevdiğim “Rahmet”tir. Sonraki de “Bereket”. Toprağın bağrında hayat bulan her nesnede benim can suyum bulunur. Zeminin yeşermesine de yaprağın çürümesine de vesile olan benim. Çoktur vesileliklerim. Fidanı göverten de benim, sel olup kökünü söken de. Gülü büyüten de benim, yaprağını döken de. Bir damlamda bir derya ve koskoca bir dünya âyan. Görebiliyor musun?

Nisanda bir başkayım, Ağustosta başka. Sonbaharda bambaşka. Seher vakti kapını çaldığımı duyuyor musun? Geceleyin dalları hışırdatışımı, sokakları şenlendirişimi işit mutlaka! Aşığı sırılsıklam ederim, o vakitlerde. Mecnunun ateşini söndürürüm.

Boynum kıldan incedir. Sahibimin emrine amadeyim. Kılıçtan da keskinceyim, yeri gelince. Şairlere ilham, zalimlere yedi başlı ejderha kesilirim. Sel olurum, heyelan olurum. Sen “felaket” dersin. Değil değil! Kendi ihmalinin vebalini benim damlalarıma yükleme. İncitirsin beni taşıyan narin melekleri. Etme! İlle de kullanacaksan o kelimeyi şöyle diyeyim o zaman: Rabbe boyun eğene merhamet, O’na karşı gelene “felaket” olurum. Oldum. Ve elbet olacağım da.

Ben kendimi övdüm amma, sanma ki senden üstünüm. Tâ ki melekler taşısa da beni avuçlarında. “Zübde-i âlem” olan sensin, bilirim. Ben göklerde gezerim, sana böbürlenirim. Ama varıp ulaştığım yer, senin ayaklarının altıdır. Yaratan böyle yazmış nasibimi. Yağarım ve yerlerde gezerim. Gezerim ki, iyi insanların bastığı yerlerin tozunu, kokusunu alıp tekrar göre çıkayım. Ve yeryüzüne serpeyim o güzellikleri.

Bilirim benden yücesin, lakin senin de benden alacağın ilhamlar olmalı. Mesela, ağlayınca benim gibi ağlamalısın. Acıyı, hasreti, hüznü, ızdırabı yaşadığında, gözlerine beni hatırlat. Yaratan’ın huzurunda korkunun yahut ümidin iklimine girdiğinde yakarışlarına eşlik etsin, ben misal gözyaşların. Mutlaka hatırına düşüyordur ölüm zaman zaman. O vakitlerde, beni de al, kondur yanına bu düşlerinin/düşüncelerinin.

Varlığımı hatırlayınca beni taşıyan melekleri de hatırla. Beni anınca, an onları da. Bakışlarını doldurduğum zamanlarda, manzaranda sadece ıslaklık olmasın. Meleklerimin nurunu da yay, göz alabildiğine.

Unutma! Gökkuşağı da “ben”im, nehir de. Sel de “ben”im, deniz de. Her damlamda deryayı, her zerremde dünyayı görmeyi dene. Ben yağmurum. Nişanım olan geçmişim, insan neslinin meşcereliğidir.

Benden sonra tufan… Benden sonra hayat…

Bundan sonra beni an… Unutma!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.